DOLAR 33,0413 0.65%
EURO 36,0249 0.4%
ALTIN 2.559,200,41
BITCOIN 19103862.17905%
İstanbul
27°

AÇIK

13:15

ÖĞLEYE KALAN SÜRE

Falyalı’yı Susurluk düzeni yaratıp yok etti

Falyalı’yı Susurluk düzeni yaratıp yok etti

Gazeteci yazar Aziz Şah, Falyalı suikastının arka planını ve Kuzey Kıbrıs’ta oynanan oyunları gazetemize anlattı: Mafya meselesi sömürge meselesinin bir parçası. Türkiye’nin kendi topraklarında yasakladığı kumarhaneleri taşıdığı Kıbrıs’tan bahsediyoruz. Ömer Lütfü Topal’ı öldürüp mal varlığına çökenler, Falyalı’yı önce yarattı, sonra da yok etti

ABONE OL
9 Ocak 2022 18:27
Falyalı’yı Susurluk düzeni yaratıp yok etti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Nevin Cerav

Kuzey Kıbrıs’ta otel ve kumarhane işleten Halil Falyalı, 8 Şubat’ta aracında şoförü Murat Demirtaş’la birlikte öldürülmüştü. Bir ucu Türkiye’ye uzanan suikastta Ömer Tunç, ‘üniformalı çete’ olarak bilinen ‘Söylemez kardeşler’den Mustafa Söylemez, Fena Söylemez ile 4 kişi daha yakalandı. En son Falyalı suikastında kullanılan silahlardan birinin Ankara’da, eski MHP’li Ali Maytalman’ın yaralanması olayında kullanıldığının ortaya çıktığı olayda, neredeyse her gün yeni bir gelişme yaşanıyor.

Doğru mu yoksa manipülasyon mu olduğunu bilmediğimiz büyük bir puzzle’ın küçük parçalarının önümüze atıldığı suikastla ilgili “mafya hesaplaşması” tanımı yapılıyor. “Sömürge olan bir ülkenin mafyası olmaz” diyerek, bizi kendimize getiren ise Kuzey Kıbrıs’ta yayın yapan Avrupa Gazetesi’nden gazeteci yazar Aziz Şah oluyor. Şah, Kuzey Kıbrıs’taki asıl fotoğrafı Falyalı suikastı özelinde gazetemize değerlendirdi.

Kıbrıslı bir gazeteci olarak Kıbrıs’ı nasıl tanımlıyorsunuz?
Kıbrıs’ın kuzeyi Temmuz 1974’ten beri Türkiye’nin işgali altında. Kıbrıs’ın kuzeyini Ankara’daki Kıbrıs İşleri Koordinatörlüğü ile Lefkoşa’da TC Büyükelçisi ile iki TC’li generalden oluşan Üst Koordinasyon Kurulu yönetmektedir. Türkiye’nin burada sömürge rejimini kurumsallaştıran bir yapısı var ve bu kurumsal yapıdan Kıbrıslılar dışlanmıştır. Bu yapının temellerinin atılması, 1958 yılında kontrgerillanın buradaki faaliyetiyle başlar. 1960’ta sömürgeciler bize bir Cumhuriyet hediye ediyor ve 2 yıl yaşıyor bu Cumhuriyet. Sonrasında ise bizim bugün önder saydığımız aydınların öldürülmesi ile yeni bir süreç başlıyor. İlk olarak 58’de Fazıl Önder, 62’de Muzaffer Gürkan ile Ayhan Hikmet, ardından Derviş Ali Kavazoğlu katledilir. Biz bu şekilde 74’ün koşullarına getirildik ve Türkiye’nin başımıza atadığı kontrgerillayla yönetiliyoruz.

Kıbrıs, Halil Falyalı suikastıyla gündemde. Bir yazınızda ‘Kıbrıslı mafya diye bir şey yok’ demiştiniz, bunu biraz açar mısınız?
Mafya meselesi sömürge meselesinin tamamen bir parçasıdır. Burada Türkiye’nin kendi topraklarında yasakladığı kumarhaneleri taşıdığı Kıbrıs’tan bahsediyoruz. Halil Falyalı özelinde baktığımızda da Ömer Lütfü Topal’ı öldürüp malvarlığına çökenler, kumarhaneleri Kıbrıs’a taşıyanlar Halil Falyalı’yı önce yarattı, sonra da yok ettiler. Belki Falyalı tahmin ettiklerinden fazla büyüdü, belki de kontrolden çıktı, ancak Falyalı tasfiye edildi. Bunlar Türkiye’deki Susurluk uzantılarının Kıbrıs’ta devam ettirilmesidir. Sedat Peker videolarında şöyle bir şey söyler: ‘Halil Falyalı 20 sene önce hiçbir şeyi olmayan bir adam’… Bu doğru. Falyalı 20 sene önce yoktu. Ne vardı? Susurluk sonrası vardı.

Susurluk olayının bugüne yansıması nasıl gelişti?
Benim analizime göre, 20 yılda bir kontrgerillada kan değişimi oluyor. 1940’larda kurulan ilk teşkilatların NATO’nun oluşturmasıyla aldığı yeni şekil, özellikle 1968’de 6. Filo’yu denize döken Deniz Gezmişlerden sonra onlara karşı kurulan ‘Komando Kampları’ ile başlayan sürecin sonucunu görüyoruz. ‘Komando Kampları’nda yetiştirilen kadrolar, ülkücü paramiliterler 12 Eylül’den sonra işsiz kaldı ve ardından 12 Eylül’den sonra bir ülkücü mafya çıktı Türkiye’de. Ve bu ülkücü mafya Susurluk’a kadar geldi. Kürtlere karşı kirli savaşta, uyuşturucu ticaretiyle o dönem kara para aklama vs. hepsi birleşti, Kürtlere operasyonları finanse etmek için de kullandılar. First Merchant Bank, Susurluk’un Kıbrıs’taki kasasıydı… Bu banka da Susurluk’tan sonra Ömer Lütfü Topal gibi tasfiye edildi. Topal’ın mal varlığının ve bu bankadaki paraların akıbeti meçhul… Bunlar el değiştirdi. O da işte Halil Falyalı’yı yaratanların operasyonuydu.

Bu tasfiye sürecinden sonra neler yaşandı?
Sömürge olarak kullanılan, üstüne basılıp geçilen Kıbrıs’a sormadılar kumarhaneleri buraya taşırken. Ömer Lütfü Topal’ı tasfiye ettiler, aslında ‘kerhane’ olan ‘gece kulüpleri’ yapılandırıldı ve esas itibariyle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Kıbrıs’ta bu iş “seks köleliğine” dönüştürüldü. Buraya başka iş bahanesiyle getirilen kadınları pasaportlarına el konularak zorla çalıştırdılar. Böyle işleyen bir sürece geldik; offshore bankalar, ‘kerhaneler’ ve kumarhaneler 3 ayak şeklinde çalıştı. Biz buna “kerhane-kârhane-kumarhane düzeni” diyoruz kısaca. Bugün kumardan pek bahsedilmiyor, sanal betten bahsediliyor. Kapitalizmin geçirdiği evrim, Türk kapitalizminin geçirdiği evrim iç içe geçiyor; sosyal siyasal, ekonomik dönüşümden bahsediyoruz. Kontrgerilla dediğimiz hayatın ortasında ve devletin kendisidir. Şunun altını çizmek isterim: ‘Çeteler devlet içine sızmış’, ‘derin devlet’ ya da ‘yavru Susurluk’ diyorlardı, hayır. Bunların hepsi bir aklama aracıdır, burada çetelerden, devlet bürokratlarından bahsetmiyorum. Devletin kendisinden, sömürgeci yapıdan, oluşmuş geleneklerden, kurumlardan ve onun sürekliliğinden bahsediyorum.

‘Falyalı’yı yaratanlar’ dediniz, bu tam olarak ne demek?
Falyalı bar koruması, otel korumasıydı, kapıda bekliyordu. Oradan evrimleşerek, değişerek buralara geldi. Benim gördüğüm kadarıyla bugünkü Falyalı olma süreci bir 10 senelik meseledir. Bu da AKP’nin özellikle Suriye savaşı sonrasına denk düşer. Türkiye’nin Ömer Lütfü Topal’ını yok edenlerin, onun emanetini devrettikleri, günü geldiğinde de geri aldıkları bir emanetçiydi…

Falyalı suikastıyla ne yapılmak istendi peki? Çok ilginç ayrıntılar var çünkü.
Aslında biz bu suikastın emarelerini çoktan görmüştük. Falyalı’ya açılan darp davası mesela, Bulut Akacan’a açılan darp ve sanal bet davası, bunlar hep üst üste geldi ve bunlar o gün çok fark edemediğimiz ama bugün anlamlandıracağımız emarelerdir. Diyorum ya burası sömürge diye, sanal bet konusunda operasyon yapılacağı açıklamasını kim yaptı? Süleyman Soylu yaptı. Buranın polisi, bakanı değil, Soylu yaptı. 30 Aralık 2019 tarihli açıklaması şöyledir Soylu’nun: “Kıbrıs’ta 50 milyarı yöneten bir bahis mafyası var, bu konuda ciddi ataklar yaptık.” Ondan önce Türkiye’de 2007’de ‘Game Over’ operasyonunda Hüsnü Falyalı’nın adı geçer, 2016’daki ‘Handikap’ operasyonunda da Halil Falyalı’nın adı geçer. Hatta ismi Veysel Şahin’in koruması ya da ortağı olarak geçer. Halil Falyalı koruma veya ortağı olduğu iddialarını reddeder ve şöyle der: ‘Güç sahibi olmak isteyenler beni ezmek için bu haberleri piyasaya sürdü.’

Soylu’ya dönecek olursam, Soylu ‘Kıbrıs’ta 50 milyarlık bahis mafyası var’ dedikten sonra Tatar’ın bir açıklaması olur. Tatar, ‘Böyle bir şey olsa benim haberim olurdu’ der. Ulusal Birlik Partisi’nden Hasan Taçoy da şöyle der: ‘Bu illegal bet durumu acilen yasallaşmalı’… UBP başkanı olmasından sonra Faiz Sucuoğlu verdiği ilk röportajda ‘Sanal bet yasallaşacak’ der… Kısacası buradakiler de Ankara da, hepsi meselenin parçasıdırlar.

Falyalı suikastıyla bir kan değişimi yaşandığını söylediniz. Falyalı’nın yerine hangi isimleri koyacaklar?
Bu süreçte iki isim öne çıkıyor, bizim bildiğimiz, gazetemizin de geçmişte üstüne gittiği isimler bunlar. Veysel Şahin ve Yaşam Ayavefe. Mesela Halil Falyalı’ya “baron, kral’ deniyor ya, acı acı gülüyorum ben bunlara, çünkü o kadar çok ‘kral’ var ki burada! Kral taç dağıtır prenslerine, ancak Falyalı sadece bir taç verilen ve sonra alınan bir adamdı. Diğer isimlere baktığımızda özellikle Veysel Şahin’e, Falyalı’nın ortaya çıkışı Şahin ile tanışması ile başlar. Biraz önce bahsettiğim Türkiye’de yapılan Game Over ve Handikap operasyonunda Falyalıların isimleri geçiyor ya, büyük darbe alır Veysel Şahin bu süreçte. Handikap operasyonunda Falyalı’nın Veysel Şahin’in ortağı olduğu iddia edildi. Şahin o dönem Kıbrıs’taydı, dönemedi bu operasyon nedeniyle. Bir parantez açayım; Türkiye buradan istediğini alıp götürebiliyor ve diyor ki, ‘Adli İşbirliği Protokolü var, ben istediğimi alır götürürüm.’ Geçtiğimiz sonbaharda ODTÜ’de bir kadın öğrenciye bir asker cinsel saldırıda bulundu. Adamı aldılar götürdüler. Peki, Veysel Şahin’i nasıl alamadılar, burada bir soru işareti var. Ne zaman ki Veysel Şahin’in babası Türkiye’de kaza geçiriyor ve Şahin babasını görmek için gidiyor, o zaman tutuklanıyor.

Veysel Şahin ve Yaşam Ayavefe ne yaptı Kıbrıs’ta?
Yaşam Ayavefe Kıbrıs’ta 12 milyon sterline kumarhanesi olan Zeus Otel’i satın alıyor, 13 milyon sterline Oscar Oteli alıyor. Girne’de 27 apartman ve 600 bin sterlin değerinde 2 tane Lamborghini alıyor. Aynı şekilde Veysel Şahin’in de Kıbrıs’ın her tarafında apartmanları var. Diğer taraftan da 1974’ten sonra Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyini Rumlardan arındırdı, tasfiye ettiği Rumlardan boşalan köylere Türkiye’den savaş suçu olarak bir taşıma nüfus yerleştirildi… Rumlardan kalan ganimet evler çoktan bitti; konut ihtiyacı doğdu, kara para ile yapılan inşaatlarla sömürgeciliği finanse ediyorlar. Sömürgecilik politikalarının konut ihtiyacını karşılıyorlar. 2016’nın Aralık ayında Kuzey Kıbrıs vatandaşlığından atılıyor Yaşam Ayavefe… Dönemin UBP Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün banka hesaplarında kaynağını açıklayamadığı yüz binlerce euro, sterlin ve dolar olduğu için Kıbrıs’a gelemiyor. Çünkü burada davası var, başsavcılık açıklama yapmıştı; geldiği an yargılanması başlar diye… Bu adamın çok ciddi hesabını veremediği paraları var bankada. Ama bir şey yapılamıyor İstanbul’da yaşıyor çünkü.

Sizin gibi düşünen Kıbrıslılar ne istiyor Aziz Bey?
Kıbrıslılar kendi kaderlerini tayin etmek istiyor. Ama kendi kaderimizi tayin edebilmek için buna Türkiye’nin müsaade etmesi gerekiyor. Burada 83 bine yakın güvenlik personeli var Türkiye’nin. Kıbrıs Türk toplumu Kıbrıs’ın kuzeyinde 70-80 bin civarındadır. Her Kıbrıslıya bir güvenlik personeli düşüyor. Böyle bir ortamda kendi kaderimizi nasıl tayin edeceğiz? Sonuçta 83 milyonla savaşacak halimiz yok, öyle bir gücümüz yok çünkü. Bu iş rızayla, anlayışla olur. Bu Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunudur. Farklı düşünen azınlık bir kesimi ve HDP’yi dışında tutarak söylüyorum: Türk halkının ‘Biz sizi kurtardık’ yaklaşımından vazgeçmesi gerekiyor. Halkların kardeşliği eşitlik temelinde olur. Önce halkların, dillerin, kültürlerin eşitliği olur, sonra gelir ‘halkların kardeşliği…’ Eşitlik olmadığı müddetçe diyalog da olmaz zaten…

Kasetler değil sistem önemli

Falyalı’nın elinde uygunsuz video kasetler olduğu söyleniyor. Hatta Ersan Saner bir kasetle istifa etmek durumunda kaldı. Sizce bunlar doğru mu?
Ben bu konuya çok temkinli yaklaşıyorum. 2 tane video yayınlandı, birincisi Ersan Saner’indi. Ersan Saner kimdir, hükümetin başına nasıl geçti derseniz, Ersan Saner gökten düştü oraya. Hayalini bile kuramadığı UBP başkanlığına, AKP’nin UBP kurultayına müdahale ettiği için geçti. Ersan Saner’in videoda beraber olduğu kadın uzun süre zaten ilişki yaşadığı bir kadın ve kadın kendisini emniyete almak için böyle bir video çekmiş anladığımız kadarıyla. Saner de kadını siyasi gücünü kullanarak bir belediyede işe sokmuş, yani ortada Falyalı’nın organize edeceği bir şey yok. Ayrıca Falyalı neden Ersan Saner ile uğraşsın, Saner kim? Mesele UBP Başkanı’nın kim olduğu değil, Ankara’nın ne söylediğidir. Hepsinin söylediğinde sadece ton farkı vardır, Ankara’dan dayatılanları kendi politikası gibi gösterirler en fazla. İkinci bir video daha yayınlandı ama o da eski bir videoydu. Siyasete hiçbir etkisi olmayan Tözün Tunalı’nın videosuydu. Dolayısıyla bu konu Türk toplumunun erkek egemen yapısı ve cinsel tabuları nedeniyle kullanılarak siyaset manipüle edildi.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.